|
|
 |
Her kötülüğün tek ilacı
|
Sual: Avrupa’da günah işlemek için ortam hazırdır. Büyük günahlardan kurtulmanın çaresi nedir?
CEVAP
Her türlü günahın tek ilacı vardır. Bu ilaç Kur'an-ı kerimde açıkça bildiriliyor. Bu ilacı kullanan her müslüman, alışkanlık haline gelen büyük günahlardan mutlaka kurtulur. Ankebut suresi 45. âyet-i kerimesinde (Namaz, münker ve fahşadan [edepsizlikten, akla ve dine uymayan, esrar, içki, zina, livata gibi her türlü kötülükten] alıkoyar) buyuruldu.
Bir genç, namaz kılar ve her türlü kötülüğü de yapardı. Bu gencin durumunu Resulullaha bildirdiler. Peygamber efendimiz, (Bir gün gelir namaz, onu diğer günahları işlemekten alıkoyar) buyurdu. (Haram işliyorsa, namaz kılmasın) demedi, (Namaza devam etsin) buyurdu. Aradan çok zaman geçmedi. O genç günahlarına tevbe etti, iyi hâl sahibi oldu. Bu bakımdan mutlaka namaz kılmalıdır! Namaz kılmanın fazileti çok büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Namaz, Allahü teâlânın hoşnut olduğu amellerin en faziletlisidir. Sıratı yıldırım gibi geçiricidir. İmanın başı ve Cehennemden kurtarıcıdır.) [Miftah-ul-Cenne]
(En faziletli amel, vaktinde kılınan namazdır.) [Ebu Davud]
(Allahü teâlâ beş vakit namazı farz kıldı. Eksiksiz eda edeni Cennete koyacağına söz verdi. Namaz kılmayana verilmiş bir sözü yoktur, böyle kimseye dilerse azap eder, dilerse Cennete koyar.) [Ebu Davud]
(Müslüman, namaz kılarken günahları başı üzerine konur. Her secde ettiğinde başından dökülür. Namazı bitirince hiçbir günahı kalmaz.) [Taberani]
(Her namaz vakti gelince, melekler, "Ey insanlar, günahlarınız sebebiyle hasıl olan ateşi namaz kılarak söndürün!" derler.) [Taberani]
Bir kimse, (İman eder, namaz kılar, zekat verir, oruç tutar ve diğer ibadetleri yaparsam, kimlerden olurum?) diye sual edince, Peygamber efendimiz, (Sıddık ve şehidlerden olursun) buyurdu. (Bezzar)
Namaz doğru kılınmazsa
Sual: Bir arkadaş namaz kıldığı halde içki ve diğer kötülükleri bırakmıyor. Bu nasıl oluyor?
CEVAP
Doğru kılınan namaz her türlü kötülükten alıkoyar. (Ankebut 45)
Kötülükten alıkoymayan namaz doğru kılınmıyor demektir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Bir kişinin namazı, kendini fahşa ve münkerden [her türlü kötülükten] alıkoyamıyorsa, Allah’tan uzaklığı artar.) [Taberani]
O halde yapılacak iş, namazı doğru kılmaya çalışmaktır. Namazı doğru kılabilmek için önce itikadın düzgün olması şarttır. Daha sonra diğer şartlar gelir. Guslün ve abdestin doğru olması lazımdır. Bu şartlara riayet eden, mutlaka her türlü kötülüğü bırakır.
Kötülerle gezmek bile çok zararlıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kötü arkadaş, demirci körüğü gibidir. Üflenince, ateş kıvılcımları seni yakmazsa da, kokusu seni rahatsız eder.) [Buhari]
(İyi arkadaş, güzel koku satan gibidir. Sana koku sürmese de, yanında bulunduğun müddetçe güzel kokusundan faydalanırsın.) [Müslim]
Namaz her iyiliğin anahtarıdır
Sual: Ben namaz kılmıyorum; ama hiç günah da işlemiyorum. İçki içmem, kumar oynamam, hırsızlık etmem ve başka günahları da işlemem. Üstelik, çok sadaka veririm, yoksulları gözetirim. Bunlar yetmez mi?
CEVAP
Namaz kılmamak çok büyük günahtır. Hırsızlık etmekten, kumar oynamaktan, içki içmekten daha büyük günahtır. Birçok hadis-i şerifte, kasten namaz kılmamanın küfür olduğu bildirildi. Amel imandan parça olmadığı halde, namaz konusunda ittifak hasıl olmadı. Namazın imandan olduğunu bildiren âlimler de oldu. Bu bakımdan namaz kılmamak, çok büyük tehlikedir.
Bir insan her türlü kötülüğü işlese, namaz kılmaya devam etse, namazı doğru olarak kılsa, kötülüklerin çoğunu, hatta tamamını terk eder. Çünkü bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Namaz, münker ve fahşadan [edepsizlikten, akla ve dine uymayan her türlü kötülükten, her türlü günahtan] alıkoyar.) [Ankebut 45]
Namaz kılmanın fazileti çok büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Namaz, her hayrın, her iyiliğin anahtarıdır.) [Taberani]
(Namaz kılan kıyamette kurtulacak, kılmayan perişan olacaktır.) [Taberani]
Namaz kılmayan, bütün dünyadaki yoksulları doyursa, her köye, her mahalleye cami, çeşme yaptırsa, namaz kılmamanın günahı bunların hepsinden fazla olur. Sadaka vermek, yoksul doyurmak, çeşme yaptırmak nafile ibadettir. Farz sevabının yanında denizde damla gibi bile değildir. Milyarlarca nafile, iki rekat farz namazın sevabına ulaşamaz.
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
-Şer bir sel gibi çabuk yayılır.
-Herkesten duâ almaya bakın!
-En zor iş din kitabı yazmaktır.
-Şehit ölmek için duâ etmelidir.
-En hayırlı iş dinimize hizmettir.
-Öfkelenme, halîm ol, çok çalış!
-Edep, kendini kusurlu bilmektir.
-Çok ibâdet yapsan da tevbe et!
-Her gününü sen "son gün"ün bil!
-İyilik edersen, hep iyilik görürsün.
-Güler yüz ve tatlı dil asrın silâhıdır.
-İnsan duâ alarak Allaha yakın olur.
-Müminin yüzüne bakmak ibâdettir.
-Her iyiliğe engel, insanın kendisidir.
-Güler yüzlü olmak, imân alâmetidir.
-Ahirette her işinden suâl edilecektir.
-Gaye bir insanı ateşten kurtarmaktır. |
|
|
|
|
|
Gül, ovada yetişir
"Ahmet Mekki Efendi", gönül ehli bir zâttı.
İşi, hep insanlara öğüt ve nasîhattı.
Babasından aldığı feyiz ve ilhâm ile,
Evliyâlık yolunda, gelmiş idi tam kemâle.
Lâkin O, gizlerdi hep kendisini ağyârdan.
"Halk" içinde "Hak" ile bulunurdu her zaman.
O, gittiği yerlere veriyordu bir huzûr.
Onu gören kimseyi, kaplardı neş'e, sürûr.
Yanına, dertli biri girseydi üzülerek,
Çıkardı biraz sonra, neş’e ile, gülerek.
Cömertti, cüzdanında olan bütün parayı
Verip, sevindirirdi fakir ve fukarayı.
Talebe okutmakla geçerdi çoğu vakti.
Çalışırdı gece gün, yoktu istirâhati.
Derdi ki: (Ey insanlar, merhametli olunuz.
Mü'minlerin kalbini neş'eyle doldurunuz.
"Hizmet için" de olsa, kalp kırmayın hayatta.
Kimseyi incitmeyin, kâfir de olsa hattâ.
Çünkü o da Allah'ın bir kuludur nihâyet.
Onlara da acıyıp, etmeliyiz merhamet.)
Derdi ki: (Çok sakının, hem kibir ve gururdan.
Zîrâ iblîs, "Kibir"le kovulmuştu huzûrdan.
İblîs ki, yüz bin sene yapmış idi ibâdet.
Meleklerin hocası olmuştu en nihâyet.
Ona bırakılmıştı idâresi göklerin.
Ona gıbta ederdi cümlesi meleklerin.
Lâkin kibirlenince, kaybetti bu nîmeti.
Allah'ın huzûrundan, tard olundu ebedî.
Çünkü o, (Ben Âdem'den, hayırlıyım) diyerek,
Ona secde etmedi, bir an kibirlenerek.
Hâlbuki "Tevâzû"ya bürünürse kul eğer,
Hak teâlâ indinde, bulur kıymet ve değer.
Bu gün iki müslümân, düşse bir ihtilâfa,
Her biri, (Ben haklıyım) diyor öbür tarafa.
Hâlbuki haklı olsa, ne geçecek eline?
Belki de az bir zaman kalmıştır eceline.
Yakında, ikisi de ölecek en nihâyet.
Kimin haklı olduğu, çıkacak yârın elbet.
Bu hâl, şu koyunların hâline benzer aynen.
İtişip kakışırlar, mezbahaya giderken.
Hâlbuki biraz sonra hepsi boğazlanırlar.
Onlar, bundan habersiz, kavga edip dururlar.
Rahmetin gelmesine vesîledir "Tevâzû".
Zîrâ yüksek dağlardan, aşağıya akar su.
İnsan da, kendisini “aşağı” görür ise,
Rahmeti ilâhîden, alır büyük bir hisse.
"Gül", ovada yetişir, "Su", aşağı akar hep.
Mü'minin zînetidir, tevâzû, hayâ, edeb.)
Ya Rabbi, affet bizi bu zatın hürmetine,
Kavuştur bizi O zatın, halis muhabbetine
|
|
|
google89469c580336b282.html |
|
|
 |
|
| |
|
|