:Tüm Dini Konular~~Sualleriniz için:mehmetali.demirbas@dinimizislam.com:: :

<
   
 
  Namaz-Abdest
63 — NEMÂZIN EHEMMİYYETİ (ÖNEMİ)
(Dürr-ül-muhtâr)da nemâzı anlatmağa başlarken ve İbni Âbidîn, (Redd-ül-muhtâr) kitâbı, ikiyüzotuzdördüncü sahîfede, bunları açıklarken buyuruyor ki:
Âdem aleyhisselâmdan beri, her dinde bir vakt nemâz var idi. Hepsinin kıldığı, bir araya toplanarak bize farz edildi. Nemâz kılmak, îmânın şartı değil ise de, nemâzın farz olduğuna inanmak, îmânın şartıdır. Nemâz, düâ demekdir. İslâmiyyetin emr etdiği, bildiğimiz ibâdete, nemâz (Salât) ismi verilmişdir. Mükellef olan [ya’nî âkıl ve bâlig olan] her müslimânın, hergün beş vakt nemâzı kılması (Farz-ı ayn)dır. Farz olduğu, Kur’ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde, açıkça bildirilmişdir. Mi’râc gecesinde, beş vakt nemâz emr olundu. Mi’râc, hicretden bir yıl önce, Receb ayının yirmiyedinci gecesinde idi. Mi’râcdan önce, yalnız sabâh ve ikindi nemâzı vardı.
Yedi yaşındaki çocuğa, nemâz kılmasını emr etmek, on yaşında kılmaz ise, el ile döğmek lâzımdır. Mektebdeki mu’allim, talebesini de, çalışdırmak için, el ile üç kerre döğebilir. Dahâ fazla vuramaz. Sopa ile döğemez. [İslâm mekteblerinde falaka olamaz. Sopa, karakolda, habshânede olur. Dinsizler, gençleri islâmiyyetden soğutmak için, tiyatrolarda, filmlerde, hocaların talebeyi falakaya yatırdıklarını gösterip, din dersleri, islâm mektebleri kapatılarak gençlik falakadan, sopadan kurtarıldı derlerse islâm dînine iftirâ etmiş olurlar. İslâmiyyetde talebeyi sopa ile döğmek yasak olduğu, din kitâblarında, açıkça yazılıdır. Peygamberimiz “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” el ile üçden fazla vurmağı bile, yasak etmişdi.] Çocuklara, başka ibâdetleri de öğretmek ve yapmağa alışdırmak, günâhlardan men’ etmek lâzımdır.
Farz nemâzların ehemmiyyetini bildirmek için, Muhammed Rebhâmî “rahmetullahi aleyh”, dörtyüzkırkdört kitâbdan toplıyarak, hicretin sekizyüzelliüçüncü [853] senesinde Hindistânda yazdığı (Riyâd-un-nâsıhîn) adındaki, fârisî kitâbının, ikinci kısmı, birinci bâb, onikinci faslında buyuruyor ki:
Sahîhayn ismi verilen, dîn-i islâmın iki temel kitâbında [(Buhârî) ve (Müslim)de], Câbir bin Abdüllahın “radıyallahü anh” bildirdiği bir hadîs-i şerîfde, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”: (Birinin evi önünde nehr olsa, hergün beş kerre bu nehrde yıkansa, üzerinde kir kalır mı?) diye sordu. Hayır, yâ Resûlallah! dedik. (İşte, beş vakt nemâzı kılanların da, böyle küçük günâhları afv olunur) buyurdu. [Ba’zı câhiller, bu hadîs-i şerîfi işitince, o hâlde, hem nemâz kılarım, hem de istediğim gibi, keyf sürerim. Nasıl olsa günâhlarım afv olur, diyor. Böyle düşünmek doğru değildir. Çünki, şartları ile, edebleri ile kılınıp, kabûl olan bir nemâz, günâhları döker. Sonra, küçük günâhları afv olsa bile, küçük günâh işlemeğe devâm etmek, ısrâr etmek, büyük günâh olur. Büyük günâh işlemeğe ısrâr etmek de, küfre sebeb olur.] İbni Cevzî, (El-mugnî) ismindeki tefsîrinde buyuruyor ki, (Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” buyurdu ki, beş nemâz vaktleri gelince, melekler der ki, ey Âdem oğulları, kalkınız! İnsanları yakmak için hâzırlanmış olan ateşi nemâz kılarak söndürünüz). Bir hadîs-i şerîfde, (Mü’min ile kâfiri ayıran fark, nemâzdır) buyuruldu. Ya’nî, mü’min nemâz kılar. Kâfir, kılmaz. Münâfıklar ise, ba’zan kılar, ba’zan kılmaz. Münâfıklar, Cehennemde çok acı azâb görecekdir. Müfessirlerin şâhı, Abdüllah ibni Abbâs “radıyallahü anhümâ” diyor ki, Resûlullahdan “sallallahü aleyhi ve sellem” işitdim. Buyurdu ki, (Nemâz kılmıyanlar, kıyâmet günü, Allahü teâlâyı kızgın olarak bulacaklardır).
 Hadîs imâmları, söz birliği ile bildiriyor ki, (Bir nemâzı vaktinde amden kılmıyan, ya’nî nemâz vakti geçerken, nemâz kılmadığı için üzülmeyen, kâfir olur veyâ ölürken îmânsız gider. Yâ nemâzı, hâtırına bile getirmiyenler, nemâzı vazîfe tanımıyanlar ne olur?). Ehl-i sünnet âlimleri sözbirliği ile buyurdular ki, (İbâdetler îmândan parça değildir). Yalnız, nemâzda söz birliği olmadı. Fıkh imâmlarından imâm-ı Ahmed ibni Hanbel, İshâk ibni Râheveyh, Abdüllah ibni Mubârek, İbrâhîm Nehâî, Hakem bin Uteybe, Eyyûb Sahtiyânî, Dâvüd Tâî, Ebû Bekr ibni Şeybe, Zübeyr bin Harb, dahâ birçok büyük âlimler, bir nemâzı amden, ya’nî bile bile kılmıyan kimse, kâfir olur, dedi. O hâlde, ey din kardeşim, bir nemâzını kaçırma ve gevşek kılma, seve seve kıl! Allahü teâlâ kıyâmet günü, bu âlimlerin ictihâdlarına göre cezâ verirse, ne yaparsın? (Tefsîr-i Mugnî)de diyor ki: (Büyüklerden biri şeytâna dedi ki, senin gibi mel’ûn olmak istiyorum, ne yapayım? İblîs sevinip, benim gibi olmak istersen, nemâza ehemmiyyet verme ve doğru, yalan, herşeye yemîn et, ya’nî çok yemîn et! dedi. O kimse de, hiçbir nemâzı bırakmıyacağım ve artık yemîn etmiyeceğim, dedi). Hanbelî mezhebinde, bir nemâzı özrsüz kılmıyan, mürted gibi katl olunur ve yıkanmaz. Kefenlenmez ve nemâzı kılınmaz. Müslimânların mezârlığına gömülmez ve mezârı belli edilmez. Dağda bir çukura konur. Şâfi’î mezhebinde, nemâz kılmamakda ısrâr eden, mürted olmaz ise de, cezâsı katldir. Mâlikî mezhebi de, Şâfi’î gibi olduğu, (İbni Âbidîn)de ve (Milel-nihâl) tercemesi altmışüçüncü sahîfede yazılıdır. Hanefî mezhebinde ise, nemâza başlayıncaya kadar habs olunur veyâ kan akıncaya kadar döğülür. [Fekat nemâza ehemmiyyet vermiyen, vazîfe bilmiyen, dört mezhebde de kâfir olur. Nemâzı bile bile kılmayıp, kazâ etmeği düşünmiyen ve bunun için azâb çekeceğinden korkmıyan kimsenin, hanefî mezhebinde de kâfir olacağı, (Hadîka)da, dil âfetlerinde yazılıdır.] Allahü teâlâ, müslimân olmıyanlara nemâz kılmasını, oruc tutmasını emr etmemişdir. Bunlar, Allahü teâlânın emrlerini almakla şereflenmemişlerdir. Nemâz kılmadığı için, oruc tutmadığı için bunlara bir cezâ verilmez. Bunlar, yalnız küfrün cezâsı olan Cehennemi hak etmişlerdir.
BÜYÜK SÖZLER
 

-Şer bir sel gibi çabuk yayılır.
-Herkesten duâ almaya bakın!
-En zor iş din kitabı yazmaktır.
-Şehit ölmek için duâ etmelidir.
-En hayırlı iş dinimize hizmettir.
-Öfkelenme, halîm ol, çok çalış!
-Edep, kendini kusurlu bilmektir.
-Çok ibâdet yapsan da tevbe et!
-Her gününü sen "son gün"ün bil!
-İyilik edersen, hep iyilik görürsün.
-Güler yüz ve tatlı dil asrın silâhıdır.
-İnsan duâ alarak Allaha yakın olur.
-Müminin yüzüne bakmak ibâdettir.
-Her iyiliğe engel, insanın kendisidir.
-Güler yüzlü olmak, imân alâmetidir.
-Ahirette her işinden suâl edilecektir.
-Gaye bir insanı ateşten kurtarmaktır.
Namaz Vaktleri
 

 
Bir Menkıbe;
 
Gül, ovada yetişir



"Ahmet Mekki Efendi", gönül ehli bir zâttı.

İşi, hep insanlara öğüt ve nasîhattı.



Babasından aldığı feyiz ve ilhâm ile,

Evliyâlık yolunda, gelmiş idi tam kemâle.



Lâkin O, gizlerdi hep kendisini ağyârdan.

"Halk" içinde "Hak" ile bulunurdu her zaman.



O, gittiği yerlere veriyordu bir huzûr.

Onu gören kimseyi, kaplardı neş'e, sürûr.



Yanına, dertli biri girseydi üzülerek,

Çıkardı biraz sonra, neş’e ile, gülerek.



Cömertti, cüzdanında olan bütün parayı

Verip, sevindirirdi fakir ve fukarayı.



Talebe okutmakla geçerdi çoğu vakti.

Çalışırdı gece gün, yoktu istirâhati.



Derdi ki: (Ey insanlar, merhametli olunuz.

Mü'minlerin kalbini neş'eyle doldurunuz.



"Hizmet için" de olsa, kalp kırmayın hayatta.

Kimseyi incitmeyin, kâfir de olsa hattâ.



Çünkü o da Allah'ın bir kuludur nihâyet.

Onlara da acıyıp, etmeliyiz merhamet.)



Derdi ki: (Çok sakının, hem kibir ve gururdan.

Zîrâ iblîs, "Kibir"le kovulmuştu huzûrdan.



İblîs ki, yüz bin sene yapmış idi ibâdet.

Meleklerin hocası olmuştu en nihâyet.



Ona bırakılmıştı idâresi göklerin.

Ona gıbta ederdi cümlesi meleklerin.



Lâkin kibirlenince, kaybetti bu nîmeti.

Allah'ın huzûrundan, tard olundu ebedî.



Çünkü o, (Ben Âdem'den, hayırlıyım) diyerek,

Ona secde etmedi, bir an kibirlenerek.



Hâlbuki "Tevâzû"ya bürünürse kul eğer,

Hak teâlâ indinde, bulur kıymet ve değer.



Bu gün iki müslümân, düşse bir ihtilâfa,

Her biri, (Ben haklıyım) diyor öbür tarafa.



Hâlbuki haklı olsa, ne geçecek eline?

Belki de az bir zaman kalmıştır eceline.



Yakında, ikisi de ölecek en nihâyet.

Kimin haklı olduğu, çıkacak yârın elbet.



Bu hâl, şu koyunların hâline benzer aynen.

İtişip kakışırlar, mezbahaya giderken.



Hâlbuki biraz sonra hepsi boğazlanırlar.

Onlar, bundan habersiz, kavga edip dururlar.



Rahmetin gelmesine vesîledir "Tevâzû".

Zîrâ yüksek dağlardan, aşağıya akar su.



İnsan da, kendisini “aşağı” görür ise,

Rahmeti ilâhîden, alır büyük bir hisse.



"Gül", ovada yetişir, "Su", aşağı akar hep.

Mü'minin zînetidir, tevâzû, hayâ, edeb.)



Ya Rabbi, affet bizi bu zatın hürmetine,

Kavuştur bizi O zatın, halis muhabbetine
 
google89469c580336b282.html
 
Bugün 5 ziyaretçi (7 klik) kişi burdaydı!
target="_blank"> Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol