|
|
 |
Abdestin sünnetleri
|
Sual: Abdestin sünnetleri nelerdir?
CEVAP
Bazıları şunlardır:
1- Abdeste başlarken, Besmele okumak.
2- Elleri, bilekleri ile beraber, üç kere yıkamak.
3- Ağzı, ayrı ayrı su ile üç kere yıkamak.
4- Burnu, ayrı ayrı su ile, üç kere yıkamak.
5- Kaş, sakalı ve bıyık altındaki görünmeyen deriyi, yüzü yıkarken ıslatmak.
6- Yüzünü yıkarken, iki kaşın altını ıslatmak.
7- Sakalın, sarkan kısmını mesh etmek.
8- Sakalın, sarkan kısmını sağ elin yaş parmaklarını tarak gibi sokarak hilallemek.
9- Dişleri bir şey ile ovmak, temizlemek.
10- Başın her tarafını bir kere mesh etmek.
11- İki kulağı bir kere mesh etmek.
12- El ve ayak parmaklarının arasını hilallemek.
13- Enseyi üçer bitişik parmaklarla, bir kere mesh etmek.
14- Yıkanacak yerleri, üç kere yıkamak.
15- Yüzü yıkarken abdeste kalb ile niyet etmek.
16- Tertibe riayet etmek. Yani uzuvları sıra ile yıkamak.
17- Delk etmek, yani yıkanan yerleri ovmak.
18- Muvalat. Yani her uzvu birbiri arkasından yıkarken başka işle uğraşmamak.
Sual: Abdestin ilk sünneti nedir?
CEVAP
Helaya girerken ve abdeste başlarken besmele çekmektir.
Sual: Abdestte, ağza ve burna su vermek, dört mezhepte de, sünnet midir?
CEVAP
Hanbeli mezhebinde farz, diğer üç mezhepte sünnettir. (Mezahib-i Erbaa)
|
|
|
|
 |
|
|
|
-Şer bir sel gibi çabuk yayılır.
-Herkesten duâ almaya bakın!
-En zor iş din kitabı yazmaktır.
-Şehit ölmek için duâ etmelidir.
-En hayırlı iş dinimize hizmettir.
-Öfkelenme, halîm ol, çok çalış!
-Edep, kendini kusurlu bilmektir.
-Çok ibâdet yapsan da tevbe et!
-Her gününü sen "son gün"ün bil!
-İyilik edersen, hep iyilik görürsün.
-Güler yüz ve tatlı dil asrın silâhıdır.
-İnsan duâ alarak Allaha yakın olur.
-Müminin yüzüne bakmak ibâdettir.
-Her iyiliğe engel, insanın kendisidir.
-Güler yüzlü olmak, imân alâmetidir.
-Ahirette her işinden suâl edilecektir.
-Gaye bir insanı ateşten kurtarmaktır. |
|
|
|
|
|
Gül, ovada yetişir
"Ahmet Mekki Efendi", gönül ehli bir zâttı.
İşi, hep insanlara öğüt ve nasîhattı.
Babasından aldığı feyiz ve ilhâm ile,
Evliyâlık yolunda, gelmiş idi tam kemâle.
Lâkin O, gizlerdi hep kendisini ağyârdan.
"Halk" içinde "Hak" ile bulunurdu her zaman.
O, gittiği yerlere veriyordu bir huzûr.
Onu gören kimseyi, kaplardı neş'e, sürûr.
Yanına, dertli biri girseydi üzülerek,
Çıkardı biraz sonra, neş’e ile, gülerek.
Cömertti, cüzdanında olan bütün parayı
Verip, sevindirirdi fakir ve fukarayı.
Talebe okutmakla geçerdi çoğu vakti.
Çalışırdı gece gün, yoktu istirâhati.
Derdi ki: (Ey insanlar, merhametli olunuz.
Mü'minlerin kalbini neş'eyle doldurunuz.
"Hizmet için" de olsa, kalp kırmayın hayatta.
Kimseyi incitmeyin, kâfir de olsa hattâ.
Çünkü o da Allah'ın bir kuludur nihâyet.
Onlara da acıyıp, etmeliyiz merhamet.)
Derdi ki: (Çok sakının, hem kibir ve gururdan.
Zîrâ iblîs, "Kibir"le kovulmuştu huzûrdan.
İblîs ki, yüz bin sene yapmış idi ibâdet.
Meleklerin hocası olmuştu en nihâyet.
Ona bırakılmıştı idâresi göklerin.
Ona gıbta ederdi cümlesi meleklerin.
Lâkin kibirlenince, kaybetti bu nîmeti.
Allah'ın huzûrundan, tard olundu ebedî.
Çünkü o, (Ben Âdem'den, hayırlıyım) diyerek,
Ona secde etmedi, bir an kibirlenerek.
Hâlbuki "Tevâzû"ya bürünürse kul eğer,
Hak teâlâ indinde, bulur kıymet ve değer.
Bu gün iki müslümân, düşse bir ihtilâfa,
Her biri, (Ben haklıyım) diyor öbür tarafa.
Hâlbuki haklı olsa, ne geçecek eline?
Belki de az bir zaman kalmıştır eceline.
Yakında, ikisi de ölecek en nihâyet.
Kimin haklı olduğu, çıkacak yârın elbet.
Bu hâl, şu koyunların hâline benzer aynen.
İtişip kakışırlar, mezbahaya giderken.
Hâlbuki biraz sonra hepsi boğazlanırlar.
Onlar, bundan habersiz, kavga edip dururlar.
Rahmetin gelmesine vesîledir "Tevâzû".
Zîrâ yüksek dağlardan, aşağıya akar su.
İnsan da, kendisini “aşağı” görür ise,
Rahmeti ilâhîden, alır büyük bir hisse.
"Gül", ovada yetişir, "Su", aşağı akar hep.
Mü'minin zînetidir, tevâzû, hayâ, edeb.)
Ya Rabbi, affet bizi bu zatın hürmetine,
Kavuştur bizi O zatın, halis muhabbetine
|
|
|
google89469c580336b282.html |
|
|
 |
|
| |
|
|