|
|
 |
Namazla alay edilmez
|
Sual: Bir hoca, “Müslümanlık, sadece yatıp kalkmak değildir, namazdan başka yapılacak çok iş vardır” dedi. Namaz için yatıp kalkmak tabiri uygun mudur?
CEVAP
Uygun değildir. Kelam, mantık ve matematiğe dair eserleri de olan büyük âlim Sarı Lütfi denilen Tokatlı Molla Lütfi, bir dersinde, insanların doğru namaz kılmadıklarını bildirmek için, (Bizim kıldığımız namaz, yatıp kalkmaktan başka şey değildir) demiş. Onu çekemeyen muhalifleri, (Namaz için yatıp kalma tabirini kullandı) diyerek şikayet etmişler, yatıp kalkmak tabiri namazı önemsiz görmek kabul edildiği için Hatibzade Muhyiddin efendinin verdiği fetvaya istinaden mahkeme neticesinde Sultanahmet meydanında idam olunmuştur. (1495)
Yavuz Sultan Selim Han, Ahmed ibni Kemal paşaya "Tokatlı Molla Lütfi hocanız imiş. İlmi, irfanı yüksek, değerli, dört başı mamur bir ilim adamı iken idamına sebep ne oldu?" diye sordu. Kemal Paşazâde, "Hocam haset belasına uğradı. Tam bir âlim, kâmil, salih, dindar bir kişi iken, düşmanları haset ettiler, namaza önem vermiyor diyerek katline sebep oldular" dedi.
Şakadan da olsa, başka bir niyetle de olsa, namaza yatıp kalkmak dememelidir. Namazı doğru kılanın her işi düzgün olur. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Namaz, münker ve fahşadan [edepsizlikten, akla ve dine uymayan her türlü kötülükten, her türlü günahtan] alıkoyar. Çünkü zikrullah [Namaz kılmak] elbette en büyüktür ibadettir.) [Ankebut 45 Beydavi]
Bir genç, namaz kılar ve her türlü kötülüğü de yapardı. Bu gencin durumunu Resulullaha bildirdiler. Peygamber efendimiz, (Bir gün gelir namaz, onu diğer günahlardan alıkoyar) buyurdu. Aradan çok zaman geçmedi. O genç günahlarına tevbe etti, iyi hâl sahibi oldu. Bu bakımdan namazı doğru kılmalıdır!
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibadet, namazdır. Namazı düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez.) [Taberani]
(Allahü teâlâ buyuruyor ki, "Söz veriyorum ki, namazlarını vaktinde, doğru olarak kılana azap etmem, onu sorgu-suale çekmeden Cennete koyarım") [Hakim]
(Namazı doğru kılanın, ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi günahları dökülür.) [İ.Ahmed]
Doğru kılınan namaz, bütün kötülüklerden uzaklaştırır. Yani insan namazı doğru kılarsa, dine tam uymuş olur. Dine tam uyan da, hiç bir kötülüğü işlemez, ayrıca dinimizin emrettiği iyi işleri yapmaya çalışır. Namaz gibi çok önemli bir ibadet için yatıp kalkmak tabiri kullanılmamalıdır!
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
-Şer bir sel gibi çabuk yayılır.
-Herkesten duâ almaya bakın!
-En zor iş din kitabı yazmaktır.
-Şehit ölmek için duâ etmelidir.
-En hayırlı iş dinimize hizmettir.
-Öfkelenme, halîm ol, çok çalış!
-Edep, kendini kusurlu bilmektir.
-Çok ibâdet yapsan da tevbe et!
-Her gününü sen "son gün"ün bil!
-İyilik edersen, hep iyilik görürsün.
-Güler yüz ve tatlı dil asrın silâhıdır.
-İnsan duâ alarak Allaha yakın olur.
-Müminin yüzüne bakmak ibâdettir.
-Her iyiliğe engel, insanın kendisidir.
-Güler yüzlü olmak, imân alâmetidir.
-Ahirette her işinden suâl edilecektir.
-Gaye bir insanı ateşten kurtarmaktır. |
|
|
|
|
|
Gül, ovada yetişir
"Ahmet Mekki Efendi", gönül ehli bir zâttı.
İşi, hep insanlara öğüt ve nasîhattı.
Babasından aldığı feyiz ve ilhâm ile,
Evliyâlık yolunda, gelmiş idi tam kemâle.
Lâkin O, gizlerdi hep kendisini ağyârdan.
"Halk" içinde "Hak" ile bulunurdu her zaman.
O, gittiği yerlere veriyordu bir huzûr.
Onu gören kimseyi, kaplardı neş'e, sürûr.
Yanına, dertli biri girseydi üzülerek,
Çıkardı biraz sonra, neş’e ile, gülerek.
Cömertti, cüzdanında olan bütün parayı
Verip, sevindirirdi fakir ve fukarayı.
Talebe okutmakla geçerdi çoğu vakti.
Çalışırdı gece gün, yoktu istirâhati.
Derdi ki: (Ey insanlar, merhametli olunuz.
Mü'minlerin kalbini neş'eyle doldurunuz.
"Hizmet için" de olsa, kalp kırmayın hayatta.
Kimseyi incitmeyin, kâfir de olsa hattâ.
Çünkü o da Allah'ın bir kuludur nihâyet.
Onlara da acıyıp, etmeliyiz merhamet.)
Derdi ki: (Çok sakının, hem kibir ve gururdan.
Zîrâ iblîs, "Kibir"le kovulmuştu huzûrdan.
İblîs ki, yüz bin sene yapmış idi ibâdet.
Meleklerin hocası olmuştu en nihâyet.
Ona bırakılmıştı idâresi göklerin.
Ona gıbta ederdi cümlesi meleklerin.
Lâkin kibirlenince, kaybetti bu nîmeti.
Allah'ın huzûrundan, tard olundu ebedî.
Çünkü o, (Ben Âdem'den, hayırlıyım) diyerek,
Ona secde etmedi, bir an kibirlenerek.
Hâlbuki "Tevâzû"ya bürünürse kul eğer,
Hak teâlâ indinde, bulur kıymet ve değer.
Bu gün iki müslümân, düşse bir ihtilâfa,
Her biri, (Ben haklıyım) diyor öbür tarafa.
Hâlbuki haklı olsa, ne geçecek eline?
Belki de az bir zaman kalmıştır eceline.
Yakında, ikisi de ölecek en nihâyet.
Kimin haklı olduğu, çıkacak yârın elbet.
Bu hâl, şu koyunların hâline benzer aynen.
İtişip kakışırlar, mezbahaya giderken.
Hâlbuki biraz sonra hepsi boğazlanırlar.
Onlar, bundan habersiz, kavga edip dururlar.
Rahmetin gelmesine vesîledir "Tevâzû".
Zîrâ yüksek dağlardan, aşağıya akar su.
İnsan da, kendisini “aşağı” görür ise,
Rahmeti ilâhîden, alır büyük bir hisse.
"Gül", ovada yetişir, "Su", aşağı akar hep.
Mü'minin zînetidir, tevâzû, hayâ, edeb.)
Ya Rabbi, affet bizi bu zatın hürmetine,
Kavuştur bizi O zatın, halis muhabbetine
|
|
|
google89469c580336b282.html |
|
|
 |
|
| |
|
|